“Cinayetlerin Başlangıcı: Görmezden Gelinen Gerçekler”

“Cinayetlerin Başlangıcı: Görmezden Gelinen Gerçekler”

Yazar ve senarist Zehra Çelenk’in “Gece Unutkandır” adlı eseri, çocukluğumuzda oynadığımız parmak oyunlarını anımsatıyor: “Bu tutmuş, bu pişirmiş, bu yemiş…” Roman, 17 yaşındaki Serin Aksoy’un bir yaz akşamı ansızın kayboluşunun ardından gelişen olayları ele alıyor. Annesi, kayıp ilanı verir ve arama çalışmaları başlar. Eser, Serin’in cansız bedeninin bulunmasından sonraki 10 gün içinde, Serin’in, annesi Hale’nin ve ölümün izini süren Komiser Vedat’ın hikayelerini anlatıyor. Zaman sıçramaları ile ilerleyen romanda, başkomiserin “Hep 17 yaşında kalacaksın. Buna kimin neden olacağını bulacağım” sözleriyle birlikte, giderek karmaşıklaşan bir toplumsal tablo ortaya çıkıyor.

Zehra Çelenk, gencecik bir kızın ölüme giden yolculuğunu, toplumsal önyargılar ve örtbas kültürü ile örerek, okurları kendi içsel çatışmalarıyla yüzleştiriyor. Roman, Serin’in ölümünü kolektif bir cinayet olarak nitelendirirken kadın cinayetlerinin, hatırlama ve unutma süreçlerimizin bir yansıması olduğunu vurguluyor.

Çelenk, “Birçok cinayet aslında işlendiği gün başlamıyor; daha önce başlıyor: Görmezden gelinenlerde, sessizliklerde, ‘bir şey olmaz’ düşüncesinde ve normalleşen davranışlarda…” diyor. Toplumda, özellikle kadınlar açısından, korkunun bazen bir kontrol mekanizması gibi işlediğini belirtiyor. Gerçek tehlikenin çoğu zaman yakınlarda olduğunu ve bu durumu unuttuğumuzu ifade ediyor.

Romanın önemli temalarından biri olan örtbas kültürü ise, kadınlara yönelik şiddet olaylarında nasıl bir sessizlik kurulabildiğini gözler önüne seriyor. Çelenk, bu durumun yanı sıra, şiddetin yalnızca fiilen uygulananlar değil, aynı zamanda yapılmayan eylemlerden de doğduğunu vurguluyor.

Serin’in cesedi bulunduğunda, ilk hedeflerden biri bir inşaat işçisi oluyor. Bu durum üzerinden toplumsal önyargılar ve sosyal medyadaki linç kültürü tartışılıyor. Linç kültürü, yetersiz verilerle hızlı bir şekilde kanaat oluşturmaya dayandığını belirtiyor. Özellikle kadın ve çocuk cinayetlerinde bu yaklaşımın zararları sıkça gözlemleniyor.

Ayrıca, roman, sınıf ve aidiyetin masumiyet algımız üzerindeki etkilerini de inceleyerek, “Anne olmakla anneliğe hazır olmak aynı şey değil” düşüncesini derinleştiriyor.

Zehra Çelenk’in eseri, sadece bir cinayet hikayesini değil, aynı zamanda birçok insanın hayatına dokunan karmaşık bir toplumsal durumu ele alıyor. Bu roman, okurlara yalnızca bir hikaye sunmakla kalmıyor; aynı zamanda yaşadığımız toplumsal dinamikleri sorgulatıyor.

Author: Ayşe Kurt